Connect with us

KÜLTÜR

#TheGeyikNostalji: Migros’un Gezici Kamyonları

‎Oguzhan Cacamer‎, Ben bugün bi’şey öğrendim grubunda çok güzel bir haber paylaşmış:
Migros’un Gezici Kamyonları

Şehrin belli noktalarında park ederek, gün boyu tanzim satış hizmeti veren tamamıyla yeşil renkli, arka kasaları kapalı, burunlu Migros kamyonları vardı. Bu araçların kasalarının yan yüzlerindeki kapalı kanatlar yere paralel gelecek şekilde açıldığında, pratik bir şekilde ilkel görünümlü bir tezgâh haline gelirdi. Kasanın açılan kısmından raflar meydana çıkardı. Satış elemanları kanadın arkasındaki bölüme geçerek müşterilere satış yaparlardı. Fatih Postanesi’nin yanında hergün bir Migros kamyonu kaldırıma park ederek, gün boyu halka satış yapardı (Ayrıca şehrin muhtelif merkezî noktalarında 20 kadar kamyon da aynı hizmeti verirlerdi). 1980’lerin ortalarında bu kamyonlar yerlerini, arka kapısından girilip, ön kapısındaki kasanın yanıbaşından inilen, içi iki taraflı raflarla donanmış, camsız kavuniçi Migros otobüslerine bıraktılar. 1990’larda ise gezici Migros uygulaması tamamen kaldırıldı.

Ben bugün 1955 yılında Türkiye’de faaliyet göstermeye başlayan Migros’un ilk olarak gezici kamyonlarla hizmet verdiğini, Türkiye’deki ilk kurumsal perakendecilik hizmeti denebilecek bu faaliyetin o dönemin gazeteleri tarafından nasıl adım adım haberleştirildiğini ve halkın nasıl da heyecanla bu hizmeti beklediğini ve talep ettiğini öğrendim. (Migros baya baya çerçiymiş yahu dedim hatta kendi kendime)


Dönemin gazetelerinden bazı başlıklar:

– 21 Ocak 1954, Yeni İstanbul, 1499: İlk “Migros” kamyonu İsviçre’den tecrübe için İstanbul’a getirildi.

– 31 Temmuz 1954, Milliyet, 1520: Türk Migros Teşkilatı ile ilgili olarak dün sabah Belediyede bir toplantı yapıldı. Toplantıya, Belediye Reis Muavini Ferruh İlter, İsviçreli mütehassıs Hochstrasser ve Türk Kadınlar Birliği temsilcileri iştirak etmiş ve teşkilatın Türk kadınına ne şekilde faydalı olabileceği hususu görüşülmüştür. Müteakiben heyet, Sultanahmet Meydanı’na giderek Migros servis kamyonları tarafından yapılan gösteri satışlarında bulunmuştur.

– 07 Aralık 1954, Yeni İstanbul, 1814: Migros’a ait 60 kamyonet ve 22 otomobil geldi. Çalışmalar ilerliyor. Hükümetçe Migros’a 6 milyon lira kredi sağlandı.

– 1 Ekim 1955, Milliyet, 1929: Ucuzluk Vaatçisi Migros İşe Başladı
Haldeki Migros merkezinde dün sabah 11:00’de yapılan merasimle, eski İstanbul Vali ve Belediye Reisi Dr. Lütfi Kırdar’ın da içinde bulunduğu kalabalık bir davetli heyeti huzurunda saat 11:00’de açılış merasimi yapıldı. Bugünden itibaren şehrin muhtelif semtlerine dağılacak olan 40 kamyonla satışlara başlanacak

– 10 Ekim 1955, Hürriyet, 2672: Bakırköy, Topkapı ve Mecidiyeköy semtlerinde oturanlar da gezici Migros kamyonu istemekteler. Halk 10 günden beri devam eden bu uygulamadan son derece memnun olduğunu belirtmektedir.

Ana yazının kaynağı ise Akın Kurtoğlu: wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=88122

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

KÜLTÜR

Neden Hayvanlar Gibi Davranmak Gerektiğini Aktaran Kızılderili Öğretisi

Bir atın susuzluğunu giderdiği yerden su iç; at hiçbir zaman kötü su içmez.
Kedinin yattığı yerde uyu,
Kurdun değdiği elmayı ye.

Sivrisineklerin yerleştiği mantarları korkusuzca topla.
Köstebeklerin kazdığı yere ağaç dik.
Yılanın ısınmaya durduğu yere ev yap.
Sıcak günlerde kuşların yuva yaptığı yere kuyu kaz.
Horozlarla beraber uyu ve uyan ki tüm gün için en sarı mısırlara ulaşabilesin.

Daha çok yeşillik ye ki bir hayvandaki gibi güçlü bacaklara ve dayanıklı bir kalbe sahip olabilesin.
Daha çok yüzmeye git ki , dünyada kendini bir balığın kendini denizde hissettiği gibi hissedebilesin.
Daha sık gökyüzüne bak, daha az ayaklara, böylece düşüncelerin daha net ve hafif olacaktır.
Konuşmak yerine, daha çok sessiz kal; böylelikle ruhun sakinliğe ve huzura erebilecek.

Okumaya Başla

KÜLTÜR

Türkiye’de Maalesef Bol Bol Yaşadığımız Durum: Yengeç Sepeti Sendromu

Kumsalda yürüyen bir adam, avlanan balıkçıya yaklaştığında kova içerisindeki yakalanmış yengeçleri görür. Kovanın üstü açıktır, kapağı yoktur. Bu durum onu şaşırtır, çünkü yengeçlerin kaçabileceğini düşünür. Balıkçıya sorduğunda “Evet, tek bir yengeç olsaydı, kesinlikle kaçardı. Ancak, pek çok yengeç varsa, biri kaçmaya çalıştığında diğerleri onu yakalar, kaçamıyacağından emin olur, geri kalanlar da aynı kaderi yaşarlar.” yanıtını alır. Tek yengeç kapaksız kovadan rahatlıkla çıkabilirken sayı arttıkça kaçış imkansızlaşır. Çünkü birbirlerini yukarı itmek yerine, aşağı çekerek engellerler. Sonunda kimse kazanamaz. Bu durum, Yengeç Sepeti Sendromu’nun çıkış noktasıdır

Filipinliler arasında popüler olan kavram, ilk olarak aktivist yazar Ninotchka Rosca tarafından kullanılıyor. “Ben sahip değilsem, sen de olamazsın.”, “Ben başaramıyorsam, sen de başaramazsın.” anlayışını ifade eder. Bazı insanlar, bencilce davranarak hırslarını ön plana alarak başarmanın yolunun başkalarını geride tutmak olduğunu düşünürler. Kendileri ulaşamıyorsa, sizin de hayalleriniz, hedefleriniz uzak olmalıdır. İstekleri budur. Rekabetçi duygularla, hasetlik ve kıskançlıkla çabalarınızı sabote etmeye çalışırlar.

Yengeç Sepeti Sendromu, her alanda yaşanabilir. Örneğin, kurumsal hayattaki tam zamanlı işinizden ayrılıp yolunuza girişimci olarak devam etmek istiyorsunuz. İş çıkışlarında kendinizi geliştirecek kurslara katılmayı planlıyorsunuz. Kilo vermeyi düşünüyorsunuz. Daha farklı, daha iyi şartlara yöneldiğinizde, değişim yapmaya henüz hazır olmayan, korkan kişilerin eleştirilerine maruz kalabilirsiniz. Kendi başarısızlık korkularıyla, sizin başarılarınıza, gelişim olanaklarınıza ket vurmaya çalışanlar; yeni bir şey denemek istediğinizde baltalamaya, caydırmaya niyetlenenler olabilir. “Ne gerek var?”, ”Boşver.”,”Zaten beceremezsin, hiç uğraşma.”, “Bu saatten sonra meslek değiştirilir mi?” sözlerini duyabilirsiniz. Ofis tavsiyesi kisvesi altında size kendinizden şüphelendirecek önerilerde bulunabilirler, iş stresini artırabilirler.

Yengeç zihniyetine sahip kişiler, gruplarında diğerlerini aşarak başarılı üyelerin önemini azaltmayı hedeflerler. Onlar başarısızken başkalarının başarısını izlemek yerine, çökmelerini beklerler. Mutlu anlarda bile eleştirecek noktalar bulabilirler, ama eleştiri duymak istemezler. Empati ve merhametten yoksundurlar. Başkasına yardımcı olmak, kendimize yardımcı olmaktır aslında. “Love your neighbour as thyself.” sözü aklınızda bulunsun. Paylaştıkça çoğalır insan.

Kurbana dönüşmemek için:

Zamanınızın çoğunu birlikte geçirdiğiniz insanlara dikkat edin. Jim Rohn; “İnsan, en çok vakit geçirdiği 5 kişinin ortalamasıdır.” Aile üyeleriniz, çalışma arkadaşlarınız, yakınlarınız size yengeç sepeti sendromu yaşatan kişiler olabilirler. Zorunlu nedenlerle ilişkimizi tamamıyla koparmamızın mümkün olmayacağı durumlar varsa da hayatınıza yön verecek olan kişi sizsiniz. Kiminle, ne kadar vakit geçireceğinizi iyi belirleyin. Benzer hedeflerinizin olduğu kişilerle bir aradaysanız, başarınız katlanır.
Durumun farkına varmak gerekiyor. Olumsuz düşüncelerle dolu ortamda kalmak yerine, enerjinizi yardımlaşabileceğiniz, birbirinize ilham verebileceğiniz kişilere yönlendirin.
Yengeçlerin sizi hedeflerinizden ve hayallerinizden uzaklaştırmalarına, üretkenliğinizi azaltmalarına izin vermeyin. Bizim hayatımız, bizim seçimlerimiz. Kovadaysak da çıkmayı başarmak bizim elimizde

Birlikte gelişebilmek dileğiyle,

Kaynak: Pınar Şahin

Okumaya Başla

KÜLTÜR

Sevgililer Günü de Nereden Çıktı Diyenler İçin Bugünün Tarihi

Ben tarihine bakmam sevgilimin gözlerine bakarım da diyebilirsiniz ama sevgililer günününe nereden geldiğini de merak edenler yok değil.

Sevgililer Günü’nün başlangıcı taa Roma İmparatorluğu’na kadar uzanıyor.

Her ne kadar Türkçe’de “Sevgililer Günü” adı tercih edilse de 14 Şubat tarihinin tam karşılığı “Aziz Valentin Günü“dür (St Valentine’s Day). İsminden anlaşılacağı üzere 14 Şubat, sadece romantizmle değil aynı zaman bir Hristiyan azizin anısıyla da ilgili.

O halde karşımıza çıkan ilk soru: Kimdir Aziz Valentin?

Katolik Kilisesi tarafından resmi olarak tanınan Aziz Valentin’in M. S. 270 tarihinde öldüğü sanılıyor. Aziz Valentin’in kimliğiyle ilgili resmi kaynaklardaki ilk açıklamalar M. S. 496’da ölen Papa Gelasius’a ait.

Papa Gelasius, O’nun “hayatını Tanrı‘ya adamış bir şehit olarak dünyadan ayrıldığını” söyler. 1400’lü yıllara ait kayıtlar Aziz Valentin’in Roma’da Hristiyan bir çiftin evlenmesine yardımcı olduğu için İmparator 2. Claudius’un emriyle kafası kesilerek öldürüldüğünden bahseder.

Aynı tarihlere ait diğer bir vesika ise Valentin’in Terni Piskoposu olduğu ve yine 2. Claudius tarafından Roma yakınlarında öldürüldüğünü bildirir.

Bu tarihi kıssalardaki benzerlikler, her iki Valentin’in de aynı kişi olduğuna dair kanaatleri güçlendirir.

Her ne kadar kimliğiyle ilgili belirsizlik devam etse de Katolik Kilisesi 1969’da düzenlediğin saygı ayiniyle Valentin’in adını resmi olarak “Azizler” listesinde tutmaya devam etti.

Aziz Valentin’in kimliğiyle ilgili tartışmaları bir tarafa koyarsak, karşımıza ikinci bir soru çıkıyor: 14 Şubat tarihiyle Aziz Valentin arasında nasıl bir bağ var?

Sevgililer günü tarihi nasıl ortaya çıktı?

Sanılanın aksine 14 Şubat‘ın Aziz Valentin’in doğum ya da ölüm tarihiyle bir ilişkisi yok.

14. yüzyılda yaşamış İngiliz şair Chaucer, 14 Şubat tarihiyle romantizm / aşk arasında ilişki kuran ilk isim olarak dikkat çekiyor. Chaucer’e göre kuşların eşlerini seçtikleri tarihin 14 Şubat olduğuna inanılır.

18. yüzyıl İngiliz geleneklerine baktığımızda 14 Şubat ile ilgili ikinci bir tarihi referans karşımıza çıkıyor: İngilizlerin bu tarihte eski bir Roma festivali olan ve Tanrıça Juno Februata’nın onurlandırılması için düzenlenen etkiniklere benzer kutlamalar tertip ettikleri görülüyor.

İmparatorun yasağına rağmen Hristiyan çiftlerin evlendirilmesine yardımcı olduğuna dair hakkında efsaneler anlatılan Aziz Valentin’in anısı, geleneksel olarak romantizmle en çok örtüşen 14 Şubat’ta hayat bulur ve daha çok İngiliz geleneklerinde Aziz Valentin Günü olarak ortaya çıkar.

Elbette bu aziz ve tarih arasındaki ilişkiyi tam olarak tespit etmek mümkün değil. Yani bir “Hristiyan geleneği” diye eleştirilen Sevgililer Günü‘nün aslında Hristiyan kökleri de son derece şüpheli.

Ancak Sevgililer Günü‘nün modern çağdaki izlerini takip ettiğimizde karşımıza tarihi ve dini referanslardan çok ekonomik veriler çıkıyor. ilk kez 19. yüzyılda İngiltere’de ticari bir hüviyete bürünmeye başlayan Aziz Valentin Günü, toplu iletişim araçlarının gelişim hızıyla paralel bir şekilde “global kültür” arasındaki yerini aldı.

Günümüzde pazarlama ve tüketim enstrümanlarının tümünü bünyesinde barındıran 14 Şubat, popüler kültür araçlarıyla kamuoyuna sunulduğu için tarihi arka planı da önemini yitirdi zamanla.

Resmi verilere göre ABD’li tüketiciler Sevgililer Günü‘nde hediye ve kutlama yemeği gibi etkinlikler için kişi başı 147 Dolar harcıyor.

14 Şubat‘ın ekonomik büyüklüğü dikkate alındığında bu tarihle ilgili “ihtiyaç dışı tüketimi teşvik eden Kapitalizmin oyunu” eleştirisi, Hristiyanlıkla ilgili olandan daha gerçekçi duruyor.
-Euronews.com

Okumaya Başla

Yükselişe Geçenler