in

Her Gün Gördüğümüz Küçük Ecrin Gibilerin Hüzünlü Hikayesi

Soğuk bir kış gününde olduğumuzu hayal edin, dışarıda lapa lapa kar yağıyor, biz ise pencerenin ardından sıcacık evimizde ve elimizde çay, kahve veya sıcak çikolata eşliğinde karın yağışını izliyoruz. İşte bu görüntüyü hayal ederken sizlere bir hikaye anlatmak istiyorum!

Ücra bir köyde geçiyor hikayemiz. Başrolünde ise henüz beş yaşında anne rolü oynamak zorunda kalmış küçük bir kız var: Ecrin! Üç çocuklu bir ailenin en büyüğü olan bu küçük kız, babasının terör suçundan dolayı hapse girmesinden sonra annesiyle tek başına kalmıştır. Anne sıcak yaz günlerinde işçi olarak tarlalara çapa yapmaya gidiyor ve helalinden üç kuruş kazanıp çocuklarının karnını doyurmaya çalışıyor. Okul çağına gelen ve akranları ana okullarında olan Ecrin ise evde iki ve üç yaşlarında olan kardeşlerine analık rolü yapıyor. Onun yaramazlık yapmak, ağlamak, bir şeyler istemek, bir tablet, oyuncak, yeni bir ayakkabı istemek gibi bir hakkı yok. Zaten küçük kızında böyle bir isteği yok, nasıl olsun ki, bu küçücük köyün hiç dışına çıkmamış birisinden böyle istekler beklenir mi? Hayat onun için planını çoktan hazırlamış zaten. Sabah kalkıyor kardeşlerine ekmek, yoğurt karışımından oluşan bir kahvaltı hazırlıyor. Onların altını değiştiriyor, evin içini süpürüyor, minicik boyunun yettiği her işi yapmaya çalışıyor.
küçük kız
Ecrin, kardeşlerinden biraz boş zaman bulabilirse annesinin çeyizinden kalmış eski bir tüplü televizyondan dış dünyayı izlemeye çalışıyor. Onları izledikçe içini bir hüzün kaplıyor ve güzel hayaller kurmaya çalışıyor. “Belki bir gün benim de böyle bir hayatım olabilir.”, diye geçiriyor içinden. Ancak kaderinin çoktan çizildiğinin farkında bile değil. Tam hayallere dalmışken, küçük kardeş ağlıyor ve Ecrin kendisine gelerek ona bakmaya gidiyor.

Kahverengi yuvarlak gözleri, beline kadar gelmiş örgülü saçları, üstünde komşuların verdiği bir fistan ve yüzünde ise sanki yılların yaşanmışlığını taşıyor bu kız. Günler birbirini kovalıyor ve çetin geçen kış ayı gelip çatıyor. Annesi ile birlikte bu beş yaşındaki küçük kız için ilk kış ayı geliyor. Yazın sıcağında bir şekilde hayatta kalmayı başaran bu aile belki de bu kışı atlatamayabilir. Hava sıcaklığının eksi yirmi dereceleri bulduğu bu bölgede birkaç çalı çırpı ve tezekten başka yakacakları yok. Eskiden kalma teneke sobanın etrafında tüm aile aynı dört duvar arasında yaşama savaşı veriyor. Küçük Ecrin’in bir çocuk odası takımı yok, rengarenk bir yatağı, elbiselerle dolu bir dolabı! Onun sadece iki kardeşiyle birlikte yattığı bir süngerden yapılma yatağı ve yorganı var. O her gün farklı bir elbise değil, her gün aynı elbiseyi giriyor. Üşümemek için ayaklarına çaput sarıyor ve babasının eski elbiselerinden kesip diktiği bir hırka giyiyor. Onun tüm varlığı bu!

Günlerden Perşembe ve dışarıda adeta kıyamet kopuyor. Ocak ayının ortalarındayız, bu aile ise yakacaklarını tamamen bitirmiş durumdalar. Ecrin ve annesi gündüzleri ağaçlık alanları dolaşıyorlar bulabilirlerse birkaç ıslak odun toplayarak eve getiriyorlar. Ancak bugün aşırı derecede fırtına olduğu için dışarı çıkamayan bu aile şimdi hayatta kalabilmek için savaşıyorlar. Dördü de birbirine sokulmuş tüm elbiselerini, yorganlarını üstlerine örterek bu geceyi atlatmaya çalışıyorlar. Bu da yetmezmiş gibi iki yaşındaki kardeşin çığlıkları sarıyor ortalığı. Annenin dayanacak gücü kalmamış, yavrularını koruyabilmek için elinden geleni yapıyor ancak hayat onlar için hiçte kolaylık sağlamıyor. Saatler gece yarısını geçmişken soğuk hat safhaya çıkıyor. İki küçük kardeşin sesleri kesilmiş, Ecrin ile annesi ise hala direnmeye çalışıyorlar. Hayatın kendisine verdiğinden fazlasını alamayan bu küçük kız babasının ardından iki küçük kardeşi ve annesini de kaybediyor. Onu o gece hayatta tutan neydi bilinmez ama gelecek Ecrin için hiçte parlak gözükmüyor. Sabah komşular polise haber veriyorlar ve küçük kız sosyal hizmetler tarafından alınarak bir çocuk esirgeme kurumuna veriliyor. Bundan sonra Ecrin için bambaşka bir hayat başlıyor.
Hani başta dedim ya sizlere güzel bir hikaye anlatacağım, dikkat edin güzel dedim, mutlu demedim. Biz sıcak evimizde, internetimizle, kahvemizle dışarıda yağan karı sıcacık yerimizden izlerken hala bazı konulardan şikayetçi oluyor ve şükür etmiyoruz. Bazıları ise Ecrin’in hayatını yaşamak zorunda kalıyorlar.

Yazar: Muhammed ÇİFTÇİ